Sosyal Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2012 Cuma

KIZILAY SOSYAL MEDYADA

Türk Kızılayının resmi internet sitesinin yanı sıra facebook, twitter, youtube ve pinterest gibi sosyal medya organlarındaki resmi Türk Kızılayı sayfaları da internet kullanıcılarına etkileşimli çözümler sunuyor. 
Sadece afet dönemlerinde değil olağan dönemde de kan bağışı, sosyal yardım, eğitim gibi önemli çalışmalara imza atan Türk Kızılayı da sosyal medyada artık daha aktif yer alacak. İnternet kullanıcıları Türk Kızılayının sosyal medyadaki resmi sayfalarını ve internet sayfasını takip ederek, güncel çalışmalar ilgili bilgilere, fotoğraflara ve videolara anında ulaşabilecek. 

Kullanıcılar, merak ettikleri soruları sosyal medya üzerinden Türk Kızılayına ileterek cevapları daha hızlı alabilecek. İnternette yayınlanan tarihi ve güncel fotoğraflar ile videoların orijinal kopyaları talep eden kullanıcılara ve basın mensuplarına ücretsiz olarak sağlanacak. İnternet üzerinden, Türk Kızılayı gönüllüsü olmak ve kolayca bağışta bulunabilmek de mümkün olacak.

İnternet kullanıcılarına pek çok imkan sunan Türk Kızılayının bu hizmeti için önemli bir uyarıda da bulunmak gerekiyor. İnternet üzerinde ve sosyal medya organlarında Türk Kızılayı ve Kızılay adıyla oluşturulmuş birçok sayfa bulunuyor. Kullanıcıların doğru bilgilere ve çözümlere ulaşabilmesi için Türk Kızılayının ve şubelerinin resmi sayfalarını takip etmesi büyük önem taşıyor.

Kızılayın ilgili adresleri şöyle: 'Resmi İnternet Sitesi: www.kizilay.org.tr, Resmi Facebook Sayfası: www.facebook.com/TurkKizilayi.org, Resmi Twitter Sayfası: www.twitter.com/TurkKizilayi, Resmi Youtube Sayfası: www.youtube.com/TurkKizilayiOrg ve Resmi Pinterest Sayfası: www.pinterest.com/turkkizilayi/'


10 Mayıs 2012 Perşembe

Geri Dürt Kahvesi

Facebook hayatımıza girdiği 7. yılını kutladı  birkaç ay önce .Facebook kurucusu Mark’ın hakkında çok bilgi edinebiliriz. Dünyanın zenginlerinden kendisi. Hem yazılım hem de psikoloji mezunu. Harmanladığı sistemden psikoloji mezunu olduğu belli değil mi?Mark’ın NTV belgesel kuşağında “kapalı kapılar ardında” adlı  belgeselini izledim.Marc şunları aktarıyordu : “Önceden bir şeyleri paylaşacak podyum yoktu.Facebook sayesinde sosyal ağların birbiriyle bağlanmasıyla dünya açık sisteme dönüşüyor.”

Bu açık sistem sadece bireysellerin yüzünü güldürmedi kurumsal firmaların da yüzünü güldürdü. Sosyal medya denilen bu yeni mecrayı reklam ve pazarlama için kullanmak isteyen iş dünyasının da dikkatini çekmiş durumda. Facebook da siteyi reklam, pazarlama, halkla ilişkiler için kullanmak isteyen kişi  ve kurumlara çeşitli çözümler sunmuyor değil hani.

Gelelim Vakıfbank’ın geliştirdiği kampanyaya… VakıfBankın anlaştığı bir reklam firmasının  geliştirdiği ilk dijital kampanya “Facebook 82. il oluyor” yayına girdi. Özellikle “Facebook il olsaydı nasıl olurdu?”nun gösterildiği eğlenceli viral videonun sosyal medyada hızla yayıldığı ve büyük beğeni topladığı kampanyada 81 ile 81 otomobil hediye eden Vakıfbank WorldCard, Facebook’u 82. İl olarak sayıyor ve bir otomobil de Facebook’tan hediye ediyor. Kampanya dijital mecrada viral video, banner, advertorial ve özel uygulamalarla destekleniyor. Kampanyanın hoşuma gittiğini belirtmeden edemeyeceim. Baya eğlenceli olacağını gösteriyor.Aşağıdaki videoda Türkiye’de 32 milyon nufüsa sahip Facebook il oldu bile .Bu arada bu köyde bir hafta tatil yapmak isterdim.Keşke kampanyanın ödüllerinden biri bu şekilde tasarlanmış köyde tatil olsaydı :)



8 Mayıs 2012 Salı

EROS

Kısa filmimizin adı “vurdu”.Erosun attığı oklarla alakalı.Aşkı anlatan güzel bir kısa film olmuş.Erosun kazandığı bir hikaye. Anlam bakımından gerçekten insanlara birşeyler ifade eden ve hayattan kareler içeren,içinizi ısıtan bir hikaye.Buyrun o zaman iyi izlemeler.




18 Nisan 2012 Çarşamba

DÜNAYANIN ZOR İŞİ BU NE HACET ?

Yemeyip yediren, içmeyip içiren; itiraf edelim ki fikri ve istekleri pek sorulmayan ama bizim her isteğimizi ve fikrimizi anlamasını beklediğimiz ve yine itiraf edelim ki, hak ettiğinden çok az teşekkür ettiğimiz o kadınların önünde saygıyla eğilme her zaman için geçerlidir.

Anne olmak dünyanın en zor işi ama en güzel işi! Bu yüzden P&G bu filmde Londra 2012 Olimpiyat Oyunları'nda yarışan Olimpik sporcuları büyüten olağanüstü anneleri sizlerle buluşturuyor ve çocuklarının başarısı için yaptıkları her şey adına bütün annelere teşekkür ediyor!



Reklam filmini izleyince gördünüz değil mi olimpiyatın arkasındaki anneleri ? Boşuna dememişler her başarılı erkeğin arkasında kadın vardır.Bunu değiştirelim her başarılı bireyin arkasında anne eli vardır !!!
Olimpiyatın perde arkası.


16 Nisan 2012 Pazartesi

HİKAYENİ PAYLAŞ

zamanehatunlari.com adı çok güzel değil mi ? İnternette öyle kişisel gelişim yazısı arıyordum.Yeniden başlamak adlı bir yazıyı okudum çok çok beğendim.Severim biyografik hikayeleri .Daha gerçekçi geliyor insana ne de olsa yaşanmışlık var. Başladım okumaya sonra siteye girdim,gördümki bu site bir proje kapsamında yapılmış. Bayanların hayata dair hikayelerini paylaştığı bir platform.Aslında kadınlar bloglar aracılığıyla hikayelerini çok başarılı anlatıyorlar.Tabi böyle bir platformun olması ayrı.


45 yıllık profesyonel yöneticilik yapmış Çiler Yıldız ve Binnur Zaimler “zamane hatunları” projesini hayata geçirmişler. Kendilerini şöyle tanıtımaktalar: “Biz iş ve aile yaşamının koşturmacasında kaybolmuş, iş sorumluluklarının altında ezilmiş  bayanlar olmayı değil, hayattan zevk alan, eşiyle, işiyle, arkadaşlarıyla, çocukları ile geçirdiği zamandan zevk alan, fark yaratan bireyler olmayı seçmiştik. Kendimize zaman ayrımaktan hoşlanan, yazan, çizen, hobileri olan, yeni şeyler denemekten bıkmayan, ilişkilere ve arkadaşlıklara değer veren kişilerdik. Profesyonel işlerimizin yanında birimiz astrolog, birimiz hayat koçuyduk. Bizde iş hayatının zorluklarını, bayan olmanın getirdiği farklılıkları, karşılaşılan problemleri yaşamış, ancak bunları çözmenin yollarını bulmuş ve iş hayatında çalışan bir bayan olmanın dezavantaj olmadığını, buna inanmayan zihniyetlerin değiştirilmesini kendimize görev edinmiş kişilerdik.  Ve birşeyler yapmak istiyorduk...”
Çiler  Yıldız ve Binnur Zimler ”hikayeler paylaştıkça değerlenir, sonsuza kadar kalır” diyorlar ve tüm Zamane Hatunlarını hikayelerini ve deneyimlerini paylaşmaya çağırıyor.
Ben henüz hikayemi yazmadım yakında tamamlanır.Biliyorum siz paylaşıyorsunuz bloglarınızda bir hikayenizi de burada paylaşın yahu ;) Unutmadan bu aralar yeni bir şeyler yapmaya çalışan bana hitap eden hikaye buydu : YENİDEN BAŞLAMAK .Mutlaka okuyun derim ben !










17 Şubat 2012 Cuma

GENÇLER DE VAR

Ülkemizde o kadar çok sorun varki arada kalan tek grup GENÇLER oluyor,maalesef.Gündem ışık hızıyla değişiyor. İsveç'te altı ayda yaşananlar, bizde bir günde yaşanıyor… Bir olayı bir gün tartışıp hemen yenisine geçiyoruz. Bazen bu tartışma bir gün bile sürmüyor.Sorunlar hiç çözülmeden ortada kalıveriyor…

Ortada kalan meselelerden biride ülkemizde gençlik hakları. Anayasanın değiştiği şu günlerde gençlere de yer verilir umarım.Anayasada gençlere yönelik sade ve sadece 1 maddecik var.O da şu :

Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Anayasa`nın 58. Maddesi :
Gençliğin Korunması
Devlet, İstiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.
Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.

Bu madde bizim için yeterli değil.Hele ki genç nüfusuyla övünen canım ülkem için.Sosyal sorumluluklarda 0-6 yaş grubuna ağırlık veriliyor.Gençlerin hobilerine yönelik var belki de ben bilmiyorum ya da göremiyorum.Üniversiteye giden genç sosyal olma yolunda şanslı.Ya gidemeyen,kendi dünyasında kalacak olanlar,ifade edemeyecek olanlar köşelerinde kalacak.Aşağıdaki klip düşündürdü bunları .Klibin sonundaki yazılara dikkat 300.000 umutsuz genç var.Kaybolan gençler ise uyuşturucu batağında.Özellikle uyuşturucuyla mücadelede www.zaferercan.com a göz atarsınız.Orada kaybolan pek çok genç örneği görebilirsiniz.

Ülkemde gençlerden neden umutsuz o da bu videoda,bir göz atabilir misiniz ?
http://www.facebook.com/video/video.php?v=10150195075462250&oid=150081565004310 

Her şey anayasada bir madde değil önemli olan icraat !!! Daha umutlu gençliğe !



16 Şubat 2012 Perşembe

BÜTÜN KIZLAR TOPLANDIK

  Bu benim dünyam adlı blog arkadaşım bloggerde bayanları bir araya getirmek amaçlı facebook sayfası    açmış.Ve sayfasının tanıtımında şunları aktarmış :

Bu sayfa tüm blog annelerini ve bayanlarını bir araya toplamak, tanışmak ve kaynaşıp güzel sohbetler yapılması için kurulmuştur. Bloglarınızın linklerini paylaşıp yeni izleyiciler kazanabilir sizde yeni bloglarla tanışabilirsiniz.

Arkadaşlar daha fazla anneyle beraber olmak için bloglarınızda bu sayfayı linkiyle beraber duyurursanız daha çok arkadaş ve daha çok paylaşımımız olur, yayınladığınız yeni postlarınızın bağlantılarını sayfamızda paylaşabilirsiniz ve lütfen hepimiz buradaki anneleri bloglarında yanlız bırakmayalım. Destekleriniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 
O zaman destekleyelim Filiz hanımı  ;) Blogizm bunu gerektirir. O mecrada da buluşalım ne olacak ;) Yalnız ismini değiştirelim,başka isim bulalım ama saygı da duyarım.Arada anne olmayanlar var benim gibi :)
BURADAYIZ 

5 Şubat 2012 Pazar


SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI

Sosyal medya toplumsal yaşamımızın hızla ayrılmaz bir parçası haline geldi.Bilgisayar kullanmayı bilen hemen her yaştan kişinin temel ilgi alanı “sosyal medya” .Kişiler sosyal medyayı farklı farklı kullanmaktadır.Sosyal medyanın en önemli özelliği bireylerin kendilerini başkalarına açık bir şekilde ifade edebilmesidir.Bazı insanlar maalesef bunu bağımlılık dercesine getirebilmekte, tabi kişinin buna eğimi de önemli.Bir araştırmaya göre :

 Birkaç yıl geriye gidildiğinde ilk olarak internet bağımlılığı fikri ortaya atıldığında çoğu kesim bu fikri dikkate almayıp espiri konusuna bile çevirdi ama şimdi durumun vaziyetinin apaçık ortada olduğu inkar edilemez bir boyut aldı.

Sosyal medya bağımlılığının rutin ilişkiler üzerinde ciddi etkileri görülmekte. Dr. Oz sık sık sosyal medya platformlarının kullanımında bulunan gençlerin sosyal medya bağımlılıklarının uyuşturucu ve alkol kullanımı bağımlılığının yüzdesini geçtiğini belirtmekte. Ayrıca The Wall Street Journal, ciddi olarak kanıtlanmadığını vurgulayarak dünya genelindeki boşanmaların 1/5’inin Facebook yüzünden olduğunu belirtmekte.
Sosyal medya bağımlılığının 6 işareti;

•    Sabah kahve içerken, duş almadan önce vs ilk iş olarak Facebook kontrol edildi mi?
•    İş arkadaşlarınızın yanında bilgisayarınızı açtığınızda ilk kurduğunuz cümle “Ne kadar zamandır Facebook, Digg ve Twitter… hesaplarımı kontrol edemedim!” mi oluyor?
•    Tatile gittiğinizde sosyal medya hesaplarınızı kontrol edemediğinizden dolayı bir şeylerin eksik olduğu hissine mi kapılıyorsunuz?
•    Gece yarısı uyanıp Twitter’da sizden bahsedilip bahsedilmediğini mi kontrol ediyorsunuz?
•    Çevrenizdeki kişilerle sosyal ağ platformlarında daha fazla mı iletişime geçiyorsunuz?
•    Arkadaşlarınızın Facebook sayfalarının duvarları sizin göndermiş olduğunuz yazılarla mı dolu?

Burada ekstra olarak değinmemiz gereken konu sosyal medyaya sadece kendi işiniz dolayısıyla mı bağımlı olduğunuz… Bunun haricinde eğer sosyal medya platformlarından ayrı kalamıyorsanız size önerimiz olan Freedom gibi bir internete bağlantıyı engelleyici araçlar kullanmanız olacaktır.

Facebookta sosyal medya tv'nin sayfasında bu videoyu gördüm çok şaşırdım, dalga mı geçiyorlar diye. Hayır dalga geçmiyorlar.İngilterede sosyal medya bağımlıları tedavi merkezi var.Videoya dikkat edin adamları sarılmayı unutmuşlar.


Ben blog kullanacılarının nitelikli zamanlar geçirdiğine inanıyorum.Allah korusun bu bağımlılıktan , danamamak gerekir.





4 Şubat 2012 Cumartesi

DOĞUMGÜNÜNÜ KUTLASAM MI ?

Facebook kurulalı tam 7 yıl oldu bugün. Doğum gününü kutladınız mı? Facebookun babası Marc Zuckerberg. Hayatımıza iyi bir şey mi soktu bu tartışılır.
Ülkemizde facebook 2007 de yaygınlaştı. Seneler önce bir bakıyım nasılmış diye girdim ve hala çıkamadığımız mekan.En azından benim için öyle.Bazen dondurmak istiyorum en fazla dayanabildiğim 3 gün oluyor.O kadar bağlamış kendine beni.


Facebook kurucusu Mark’ın hakkında çok bilgi edinebiliriz.Dünyanın zenginlerinden kendisi. Hem yazılım hem de psikoloji mezunu. Harmanladığı sistemden psikoloji mezunu olduğu belli değil mi?
Mark’ın NTV belgesel kuşağında “kapalı kapılar ardında” adlı  belgeselini izledim.Marc şunları aktarıyordu : “Önceden bir şeyleri paylaşacak podyum yoktu.Facebook sayesinde sosyal ağların birbiriyle bağlanmasıyla dünya açık sisteme dönüşüyor.Kişiler kim olduğunu gösteriyor.Ortalama bir insanın bile 130 arkadaşı var.Buraya dikkat : ! Ben insanların facebookta çok zaman geçirmelerini istemiyorm,değerli zamanlar geçirmelerini istiyorum.Hergün girsinler !“(Neden dikkat dediğimi anladınız sanırım.)

Katıldığım yerlerde var. Kim olduğumuzu daha tanımlanabilir kılıyoruz.Beğendiğim filmlerle,müziklerle,kitaplarla…Hatta şunu söyleyebilirim akrabalık ilişkileri.Bizim akrabalar uzak yerde oturuyor.Gözden uzak gönülden de ırak oluyor.Bu söz günümüz akrabalıklarında geçerli,inkar etmeyelim.Bayramdan bayrama gördüğüm akrabamı facebookta tanıdım.Bunu nasıl yaptım , sohbet ederek,paylaştığı resimlerle, sözlerle,beğenileriyle. He unutmadan merak unsurunu atlamayayım.
Facebookla internette ortaya çıkan kişilikler olduk. Paylaşmak için yaşar olduk sanki! Bütün sosyal medya “sen yeter ki paylaş” diyor. Gelecek ‘yorum’ ve ‘beğendi’ sayıları, bir şeyin kendisini yaşamaktan daha değerli olabilir mi? İnsan kimin ne yaptığından bu denli haberdar olunca, kendini kötü hissettiği de olabiliyor zaman zaman. “Yahu herkes bir yerlerde, bir de benim şu halime bak! Nasıl hayat bu?”İnkar etmeyeyim bazen diyorum bunu. Bu konu çok uzar sizi Erdil Yaşaroğlu’nun sözü ile  başbaşa bırakıyorum.

Gerçekten nasıl oluyor da mesela;
Msn’de görüntülü konuşmak ‘görüşmenin’,
Sms atmak ‘ilgi göstermenin’,
Twitter veya Friendfeed’te yazmak ‘paylaşmanın’,
Facebook’ta olmak da ‘var olmanın’ yeni adları oluyor?

Unutamadan sosyal medyaya çok takılıp hele de facebooka hangisi gerçek ‘ben’ diye  karıştırmaya başlamayın.

31 Ocak 2012 Salı

Kamu Spotları Etkili Mi ?


Bugünlerde kamu spotlarının ne kadar etkili olduğu  hakkında bir yazı okumuştum.Şimdilerde kamu spotları inanılmaz şekilde internet ortamında tiye alınıyor.İçlerinde beğendiklerim yok değil.Beğendiğime örnek : "ADSL pişmanlıktır".Kamu spotları tv kanalları tarafından es geçiliyor sanırım.Sabah 6 ile 7 saatleri arasında yayında görüyorum.Bu bana es geçmek gibi geldi.Akşamları verilemiyor reklam parası meselesi. Bu kamu spotlarının ortak yanı, korku üzerinden duyarlılık oluşturmaya çalışmaları. Hepsinde insanların psikolojisini derinden etkileyecek bir örnek gösteriliyor. Çözüm içinse aranması gereken bir telefon numarası ya da bağış yapılabilecek bir hesap numarası veriliyor.

Kamu spotu; kamu yararına, sivil toplum kuruluşları ya da bakanlıklar tarafından hazırlanan ve televizyon kanallarında ücretsiz yayınlanan reklam demek. Yani eskinin eğitici programları, bugün kamu spotu olarak karşımızda.

Günümüzde tiye alınan kamu spotları reklamları eskilerde 80lerde,90larda nasıldı ?Googlede aramaya başladım “Bay Doğru Ahmet ve Bayan Yanlış”a ulaştım.


Videoya baktığımda topluma sorumlu vatandaşlar kazandırmak için yapılan eğitici film tarzında.Biraz ütopik buldum açıkçası.Yere çöp atan bir insanı uyaran kişiler , günümüzde hastanelik olabilir,elinde bıçakla bankta oturan kişiye sıkıysa ikaz et.Bu filmler etkili oldu mu bilmem, o dönemleri görmedim.Şöyle bir ekşi sözlükteki yorumlara baktığımda çok beğenilmiş.Hatt facebookta “Bay Doğru Ahmet ve Bayan Yanlış” sayfası bile kurulmuş.

Devlet tarafından hazırlanan bu "eğitici programlar"ı incelediğimizde, önceden daha çok görgü ve genel toplum kurallarının konu alındığını, bugünse sağlık, güvenlik gibi konulara yoğunlaşıldığını görüyoruz. Zamanla daha ciddi reklamların yapıldığı ve mesajın doğrudan verildiği de bir diğer fark. İlk yıllarda esprilerin arasına serpiştirilen uyarılar, artık direkt söyleniyor. Bugünkü "Sigara pişmanlıktır" serisinde, Lösev ya da ürün güvenliğini konu alan kamu spotlarında olduğu gibi

Günümüzden örnek Ürün Güvenliği kamu spotuna baktığımda hiç beğenmediğimi söylemek isterim.Ürün güvenliği konusunda dünyada CE sertifikasyonu varken , sen bakanlık olarak bunun güvenliğini sağlayamıyorsan ben vatandaş olarak nasıl sağlayabilirim? Güvenliğine dikkat etmeyen bir insan alır bu malı sen uyarsan ne olur? 

Ben çok konuştum uzman görüşüne bakarsak ; Marketing Türkiye Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Günseli Özen Ocakoğlu, öğretmen edasıyla uyarıda bulunan bu tarz reklamlardan kendisinin de izleyicilerin de hoşlanmadığını ifade ediyor. Ona göre kamu spotları daha neşeli, reklam tadında ve hatta ünlü simalarla çekilerek yapılırsa çok daha fazla izlenir ve etkili olur.
Peki, kadına şiddet konusunda bir reklam hazırlanacak olsa, sorunu neşeli ya da esprili öğelerle anlatmak mümkün olur mu? Biraz zor. Hatta böyle bir reklam fazlasıyla eleştiri bile alabilir. Bu durumda yapılması gerekeni Ocakoğlu şöyle özetliyor: "Elbette ki bu tarz bir mevzuya ciddi yaklaşmak gerekir. Ama o kadar çok olumsuz gündemimiz var ki... Bu yüzden şimdiki kamu spotlarında olduğu gibi yalnızca problemi ortaya koymak yerine çözüme odaklanmalıyız."

Ödüllü kamu spotu ile hoşça kal diyeyim ben .Verdiği mesajı çok beğendim : "Gülümse bebek, gün gelecek herkes sana insan diyecek “ !









22 Ocak 2012 Pazar

TELEFONLAR MASAYA YOKSA...

Aynı masada oturup da sürekli telefonlarla uğraşmaktan doğru dürüst sohbet edememek hepimizin sorunu. Çare eğlenceli bir oyun: Telefon Yığmak! Bu trendde cihazlar yemek bitene kadar masanın ortasına konuyor ve sabredemeyip telefonuna ilk elini atan hesabı ödüyor.

Akıllı telefonlar hayatımızı kolaylaştırdı. Artık sokaktan bile fotoğraf paylaşabiliyor, Amerika'da sevdiğimiz bir yazarın makalesini yayınlandığı anda okuyabiliyoruz. Ama hayatımıza giren her yeni şeyin artıları olduğu gibi eksileri de var. Mesela, en son ne zaman bir arkadaş grubuyla yemeğe çıkıp kesintisiz muhabbet edebildiniz? Sürekli çalan telefonlara, gidip gelen SMS'lere, mail, Twitter, Facebook iletileri de eklenince iki lafın belini kırmak imkansız hale geldi. İnsanlar daha mekana girdiği anda Foursquare'den 'check-in' yapıp bir de üstüne tweet atıyor. Yemek yerken göz ucuyla sürekli sosyal medyadaki son güncellemeler takip ediliyor. Kim kiminle nerede? Acaba Panpiş yeni fotoğraf paylaştı mı? Gideceğimiz gece kulübü kalabalık mı? Facebook'a son yüklediğim fotoğrafa kim, ne yorum yapmış... Sonuç: Aynı masada toplanmış ama birbirinin yüzünden çok telefon ekranına bakan insanlar...
Bu durum sadece bizim değil, bütün medeni alemin bir sorunu. Çözüm de Amerika'dan geldi: Phone Stacking, yani 'Telefon Yığmak' trendi. Kuralı basit: En azından arkadaşlarınızla birlikteyken mobil iletişimden kopun diye yemek boyunca bütün telefonlar masanın ortasına yığılıyor. Yemek bitene kadar telefonu kontrol etmek, gelen çağrıyı cevaplamak yasak. Çünkü boş bulunup telefona elini atan ilk kişi hesabı ödüyor.
Amerikan GetKempt sitesinden çıkan bu öneri aslında bir bakıma sabrınızı ve mobil bağımlılığınızı da ölçüyor. Telefon çalsa da, SMS ve mailler gelse de, "X seni etiketledi" veya "Y fotoğrafına yorum yaptı" gibi klasik Facebook bildirimleri düşse de, kendinizi tutacaksınız ve eliniz telefona gitmeyecek. Eğer kimse telefonunu açmazsa herkes kendi yediğini içtiğini ödüyor. Gayet adil değil mi? Arkadaşlık bağlarının güçlenmesi de cabası.

14 Ocak 2012 Cumartesi

HMM BEN


Merhaba,
Bu blogu kurma nedenime geçmeden önce size Serdar Kuzuoğlu'nun sosyal medaya üzerine yazdığı bir yazıdan kesit sunmak istiyorum.

"Biz yakın tarihe kadar birçok şeyin hasretiyle yaşadık. Kendimizi sahip olduklarımızla tanımlıyoruz. Otomobilimiz, telefonumuz, evimiz hepsi bir mesaj veriyor. Ve bu mesajlar üzerinden iletişim kuruyoruz. İnternet de bunun vesilesi oldu. İnsanlar gittiği konser ya da mekanı, satın aldığı bir şeyi, beraber olduğu insanı bile teşhir malzemesi olarak kullanıyor. İnsanların kendini tanıtma şekli bile bir pazarlama metoduna dönüştü.  Bu var olma savaşı..." Ben de okuduklarımı, öğrendiklerimi paylaşıp var olma savaşı vermek istiyorum.Kendimi tanımlamak istiyorum.Kısaca buna insanoğlunun konuşma isteği diyebiliriz.

 Hadi o zaman hep birlikte fiziken veya zihnen her gün yeni bir sayfa açalım ve ona güzel şeyler yazalım. Evet çevrenizde çok fazla olumsuz etki olduğunu biliyorum ama yapabilirsiniz. Ben de aynı dünyada yaşıyorum sizinle. Ben bu hop kültür içinde herşeye rağmen, "bunda da vardır bi hayır" diyerek.. Yaşamayı çok seven, dünyadaki en değerlisi ailesi olan, sulu gözlü ama genelde gülen, 6 milyar içindeki mutlu kesimden biriyim işte : )) Daha ne olsun ; ) . VE ARTIK SİZ DE KENDİ DÜNYANIZI KENDİNİZ YARATIN. Kolay gelsin.