Tüm Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tüm Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2012 Perşembe

İNSAN NEDEN ÇALIŞIR ?

Çalışmak bir dünya düzeni mi, sömürü mü yoksa bir güdü mü? Peki insanlar neden çalışır sorusu tatmin olma durumuna göre değişir mi? Çalışmanın sözlüksel tanımına baktığımızda çalışma işini yapma gibi basit bir karşılık bulsa da cevabı zor bir soru.

Bu soruya verilen cevapların başında “para kazanmak” geliyor. Para kazanmanın dayandığı gerekçe de hayatını idame ettirme, ailesi için, çocuğu için vb. Bir de erkek kardeşimin cevabını paylaşmak istiyorum: ”Daha iyiyi arzu ettiği nedeniyle  bankadan aldığı krediyi ödemek “ için çalışır. Çalışmanın bir başka boyutu olan güdüye uygun cevap “potansiyelini realize etmenin mutluluğu” diyelim.

Gelelim çalışma kavramına, çalışma yalnızca gelir elde etmenin çabası değil.İnsanlık için bir yaşam biçimidir.Bir işte çalışma,kişinin kendine güven ve saygı duygusunu geliştirmekte,ona bir değer katmanın gururunu yaşamaktadır.Çalışmanın bireysel olmanın yanı sıra toplumsal boyutu da var.Çalışma aynı zamanda kişinin topluma ait olma duygusunu güçlendirir.Görüyorsunuz değil mi, çalışma nelere kadir.Bir de işsizin duygu durumunu düşünün daha depresif ve duygu durumu karışık.Neyse konuyu dağıtmayayım.



Aslında çalışmanın tüm nedenlerini Maslow’un geliştirdiği “ihtiyaçlar hiyerarşisinde topluyorum. Hiyerarşisindeki ihtiyaçlar şöyle; fizyolojik gereksinimler, güven gereksinimi, sosyal gereksinim, saygınlık gereksinimi ve kendini gerçekleştirme gereksinimidir. Ben bunların tepesine parayı koymuştum ama şimdi karar verdim. Para bu hiyerarşiye yandan, hepsine müdahale edecek bir biçimde karışıyor. Maslow'a göre amaçların doğurduğu gereksinimler genellikle zincirleme bir sıra izler, temeldeki bir güdünün gereksinmeleri karşılanmadan, birey üst düzeydeki güdülerden etkilenmez. Alt düzeydeki güdüler doyuma ulaşınca birey, üst düzey güdülere hazır hale gelmektedir. Bu terinin Türkçe meali kişi fizyolojik ihtiyacını karşılamadan ikinci basamak olan güven gereksinimini karşılayamaz.Temeldeki güdüyü karşılamak için de çalışmak gerekir.Çalışmanın parasal boyutunun da güdüye dayandığını görüyoruz.

Bir arkadaşım neden çalışır sorusuna şöyle yanıt verdi :”İnsan çalışmadığında düşeceği durumu kabullenemediği için çalışır. Herkes çalışsa ama o çalışmasa fakat gelirleri aynı olsa yani hayat standartları. Sence çalışma gereksinimi duyar mı?” Cevap veriyorum bu yazdıklarımın hepsinden çıkan sonuç çalışır efendim, çalışır, bal gibi çalışır.Parası olsa da başarı güdüsü hakimse o kişi de çalışacaktır.

Son olarak ne kadar para kazanırsak kazanalım. Para her şeyi satın alamaz. Paranın değerini ve önemini asla yadsımıyorum; ama çalışanların kalbini kazanacak, onları şirkete bağlayacak şey asla para değildir. Onların yaptıkları işe gönülden yapmalarını sağlayacak ortam tek başına parayla yaratılamaz.

16 Nisan 2012 Pazartesi

HİKAYENİ PAYLAŞ

zamanehatunlari.com adı çok güzel değil mi ? İnternette öyle kişisel gelişim yazısı arıyordum.Yeniden başlamak adlı bir yazıyı okudum çok çok beğendim.Severim biyografik hikayeleri .Daha gerçekçi geliyor insana ne de olsa yaşanmışlık var. Başladım okumaya sonra siteye girdim,gördümki bu site bir proje kapsamında yapılmış. Bayanların hayata dair hikayelerini paylaştığı bir platform.Aslında kadınlar bloglar aracılığıyla hikayelerini çok başarılı anlatıyorlar.Tabi böyle bir platformun olması ayrı.


45 yıllık profesyonel yöneticilik yapmış Çiler Yıldız ve Binnur Zaimler “zamane hatunları” projesini hayata geçirmişler. Kendilerini şöyle tanıtımaktalar: “Biz iş ve aile yaşamının koşturmacasında kaybolmuş, iş sorumluluklarının altında ezilmiş  bayanlar olmayı değil, hayattan zevk alan, eşiyle, işiyle, arkadaşlarıyla, çocukları ile geçirdiği zamandan zevk alan, fark yaratan bireyler olmayı seçmiştik. Kendimize zaman ayrımaktan hoşlanan, yazan, çizen, hobileri olan, yeni şeyler denemekten bıkmayan, ilişkilere ve arkadaşlıklara değer veren kişilerdik. Profesyonel işlerimizin yanında birimiz astrolog, birimiz hayat koçuyduk. Bizde iş hayatının zorluklarını, bayan olmanın getirdiği farklılıkları, karşılaşılan problemleri yaşamış, ancak bunları çözmenin yollarını bulmuş ve iş hayatında çalışan bir bayan olmanın dezavantaj olmadığını, buna inanmayan zihniyetlerin değiştirilmesini kendimize görev edinmiş kişilerdik.  Ve birşeyler yapmak istiyorduk...”
Çiler  Yıldız ve Binnur Zimler ”hikayeler paylaştıkça değerlenir, sonsuza kadar kalır” diyorlar ve tüm Zamane Hatunlarını hikayelerini ve deneyimlerini paylaşmaya çağırıyor.
Ben henüz hikayemi yazmadım yakında tamamlanır.Biliyorum siz paylaşıyorsunuz bloglarınızda bir hikayenizi de burada paylaşın yahu ;) Unutmadan bu aralar yeni bir şeyler yapmaya çalışan bana hitap eden hikaye buydu : YENİDEN BAŞLAMAK .Mutlaka okuyun derim ben !










24 Şubat 2012 Cuma

AYIŞIĞI TOPLULUĞU



“Ay Işığı Konuşmaları” isminde yeni bir kitap okuma hareketi başlattık.Fakat günler kısa olduğu için şimdilik "günışığı"şeklinde.İlk buluşmamız 11 Martta.
 
Ay Işığı Konuşmaları grubunun 10 üyesi olmasını istiyoruz.  Bu 10 üye ayda bir Pazar gecesi bir araya gelecek. Üç saat süren bir toplantı yapılacak. Bu toplantıda herkes o ay içinde okuduğu bir kitap hakkında konuşma yapacak. Birçok üye birden fazla kitap hakkında konuşma yapabilir.


Kitap hakkında bazen bir özet verilecekr, bazen de kitapta önemli olan noktalar paylaşılacak. Toplantı denizle yeşilin buluştuğu bir yerde.Grubun ortak bir okuma listesi yok. Her üye kendisinin tercih ettiği bir kitap okuyor. Her toplantıda en az 12 kitap hakkında grup üyeleri bilgilenmiş oluyor. Bir yılda en az 12 kitap okunurken toplamda en az 144 kitap hakkında bilgileniyoruz. Konuşulan kitaplar hakkında dinlediklerinden etkilenen grup üyeleri, daha sonra isterlerse bu kitapları satın alabiliyor.


 Grubun adı neden Ay Işığı Konuşmaları? Ayın kendi ışığı yoktur. Güneşten aldığı ışığı yansıtır. Bizim Ay Işığı Grubu’nda da kitap yazarlarından aldığımız ışığı birbirimize yansıtıyoruz. Her toplantıda kitaplardan konuşurken, konu konuyu açıyor. Kendi deneyimlerimizi ve düşüncelerimizi de paylaşıyoruz. Bir taraftan kendi merak ettiğimiz soruları ve sorunlarımızı da gündeme getiriyoruz. Kendimizi geliştirmek için de harika bir fırsat oluyor. Tahmin edeceğiniz gibi bu toplantılar sırasında Türkiye ve Dünya gündeminin katma değer oluşturmayan maddeleri hiç gündeme gelmiyor.


Biz arkadaşlarla kurduk,bunun şekli tamamen değerli yazar Melih Arata ait.Basit bir sistem sizde yapabilirsiniz.Nice ayışığı toplantılarına.En iyi dostlarımızı üzmeyelim,iyi okumalar.


Hayatımızı Kitaplar Renklendirir.
Animasyon Dalında 2012 En İyi Kısa Film Oscar Adayı ! Ayışığı topluluğu





18 Ocak 2012 Çarşamba

BİR TOPLU TAŞIT MACERASI


Size bir video paylaşmak istiyordum msn türkte bu tespitleri gördüm paylaşmak istedim :
Hiç komik olmadığı gibi, derhal taşıttan dışarı atılmaları gereken tiplemeler!
Biraz çekilse de insek keşke!
Ne giymişsiniz, ne takmışsınız, nereye bakıyorsunuz, siz kimsiniz? 10 dakika içinde hepsini anlayacak şekilde incelerler.
Ha indi ha inecek derken, insanda yersiz heyecan yaratırlar. Kapıya yakın dururlar. Gözleri hep kapıdadır.
Hiç komik olmadığı gibi, derhal taşıttan dışarı atılmaları gereken tiplemeler!
Yaşlılara, hamilelere, çocuklulara tamam da... Her an yer kapmak için hazır bekleyen ve hiç de yaşlı olmayanlara ne demeli?
O zaman hepsine birden KAYSANA 
Metrobüs şarkısı size geliyorrrr ....



15 Ocak 2012 Pazar

SEN BU CAFEYE GİTTİN Mİ ?

Şişli, Cemal Sururi sokakta Profilo Otoparkının 30 mt aşağısındaymış.Aynı cafe Ankara'da Kızılay'da açılmış ama nerede bilmiyorum.Ama arayan bulur. Adana'da da varmış. Umarım çoğalır,güzellikler içeride kalmasın. Ben buralarda olsam gider, yüzlerindeki mutluluğu görürdüm.Yolum düşerse oralara giderim inşallah.

Ankara'da gidenlerin ekşi sözlükteki yorumları :
-Çok yağmurlu bir ankara gününde tesadüfen girdiğim, down sendromlu çocukların çalıştığı ve bu çocukların yaptığı el işlerinin, resimlerin vs. sergilendiği ve satıldığı, ilk başta biraz rahatsızlık verse de, sonradan tuhaf bir huzur hissettiğiniz cafe
- Çok çok terbiyli ve kibar personele sahip cafe. kasadaki amcayı sevmedim yalnızca. bir tek o downlı değildi belli...
- İnsanların yüzlerinde gergin ve huzursuz bir ifadeyle girip, gülümseyerek çıktıkları şirin yer. mutlu olmak ve mutlu etmek için birebir.
İstanbul'dakilerin yorumlarını bulamadım.Bunlardan bir farkı olacağına inanmıyorum.



Çalışan olarak down sendromlu çocuklar ve gençler neler düşünüyor ( ayrıntılar )

Servis elemanı olarak çalışmaya başlayan down sendromlu gençler ise hayatlarından oldukça memnun görünüyor. Engelli gençlerden 15 yaşındaki Tuğçe Tuna, "Babam beni eğitim almam için okula yazdırdı. Öğretmenlerim de bana eğitim verdi. Eğitimin ardından burada çalışmaya başladım. Eğitim aldığımızda mutlu olmuştum ama çalışmak çok daha güzel. Her gün yeni insanlar tanıyorum. Burada çok arkadaş edindim. Kafede çay, kahve servisi yapıyorum. Kafeyi çok seviyorum. Burada bana maaş da veriyorlar. Ben verilen maaşlarımla üzerime kıyafet ve sevdiklerime hediye alıyorum" diye konuştu.

Kafenin şef garsonu unvanı verilen 27 yaşındaki Koray Karaoğlu ise duygularını şöyle ifade etti:

"Çalıştığım için çok mutluyum. Çalışarak para kazanıyorum. Bu nedenle hayat benim için devam ediyor. Burada çalışabilmek için önce kurs gördük. Kurs bitti ve burada çalışmaya başladık. Hocalarımızı ve burada çalışan ablaları, annem kadar çok seviyorum. Buraya çok alıştım. Tüm sevdiklerim burada. Çalışmaya başlamadan önce, evden okula, okuldan eve gidiyordum. Başka bir yere gidemiyordum. Çalışmak için iyi ki beni seçtiler. Buraya yemek yemeye ve kahve içmeye gelen müşteriler, giderken para ödüyorlar. Böylelikle ben de para kazanıyorum. Üstelik gelen müşteriler bize çok iyi davranıyorlar. Bu nedenle onları da çok seviyorum. Kazandığım parayı harcamıyorum, biriktiriyorum. Birikince kamera almak istiyorum."

Sen de git mutlu olsunlar,
Sen de git hediyeler alsınlar,
Sen de git harçlıklarını biriktirsinler,
Sen de git paralarını kazansınlar,
Sen de git DEĞERLİ OLDUKLARINI bilsinler...