dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2012 Cuma

KIZILAY SOSYAL MEDYADA

Türk Kızılayının resmi internet sitesinin yanı sıra facebook, twitter, youtube ve pinterest gibi sosyal medya organlarındaki resmi Türk Kızılayı sayfaları da internet kullanıcılarına etkileşimli çözümler sunuyor. 
Sadece afet dönemlerinde değil olağan dönemde de kan bağışı, sosyal yardım, eğitim gibi önemli çalışmalara imza atan Türk Kızılayı da sosyal medyada artık daha aktif yer alacak. İnternet kullanıcıları Türk Kızılayının sosyal medyadaki resmi sayfalarını ve internet sayfasını takip ederek, güncel çalışmalar ilgili bilgilere, fotoğraflara ve videolara anında ulaşabilecek. 

Kullanıcılar, merak ettikleri soruları sosyal medya üzerinden Türk Kızılayına ileterek cevapları daha hızlı alabilecek. İnternette yayınlanan tarihi ve güncel fotoğraflar ile videoların orijinal kopyaları talep eden kullanıcılara ve basın mensuplarına ücretsiz olarak sağlanacak. İnternet üzerinden, Türk Kızılayı gönüllüsü olmak ve kolayca bağışta bulunabilmek de mümkün olacak.

İnternet kullanıcılarına pek çok imkan sunan Türk Kızılayının bu hizmeti için önemli bir uyarıda da bulunmak gerekiyor. İnternet üzerinde ve sosyal medya organlarında Türk Kızılayı ve Kızılay adıyla oluşturulmuş birçok sayfa bulunuyor. Kullanıcıların doğru bilgilere ve çözümlere ulaşabilmesi için Türk Kızılayının ve şubelerinin resmi sayfalarını takip etmesi büyük önem taşıyor.

Kızılayın ilgili adresleri şöyle: 'Resmi İnternet Sitesi: www.kizilay.org.tr, Resmi Facebook Sayfası: www.facebook.com/TurkKizilayi.org, Resmi Twitter Sayfası: www.twitter.com/TurkKizilayi, Resmi Youtube Sayfası: www.youtube.com/TurkKizilayiOrg ve Resmi Pinterest Sayfası: www.pinterest.com/turkkizilayi/'


17 Mayıs 2012 Perşembe

ANLATSANA KENDİNİ !

ABD’deki Harvard Üniversitesi’nden bilimadamlarının yaptığı araştırma,  gündelik hayatta ya da internet ortamında kendinden bahsetmenin beynin mutluluk  ve coşku veren dopamin kimyasalını salgılamasını sağladığını gösterdi.
Bilimadamları, kendinden ya da yaşadığı bir olaydan bahsederken kişilerin  beyninde yemek yerken alınan hazzın benzerinin  duyulabildiğini belirtti.
Araştırmaya katılanlara bazı sorulara yanıt vermeleri için az, bir konu  hakkındaki görüşlerini anlatmaları ya da kendilerinden bahsetmeleri içinse daha  az miktarda para önerildi.
Katılımcılar kendilerinden bahsetmek ve fikirlerini belirtmek için para  almaktan kaçındı.
Kadın ve erkeklerin konuşmalarıın yüzde 30-40’ında başkalarına kişisel  deneyimlerinden bahsettiğini belirten bilimadamları, sosyal paylaşım sitelerinde  ise bu oranın yüzde 80’e yakın olduğunu vurguladı.
Araştırma Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde yayımlandı.
Geveze olduğum içim bu huy epey var bende .Her konuda bir bilgim olunca konuşcak konu ben de fazla oluyor.Seviyorum anlatmayı.Şunu da unutmamak gerekir her konuşma iletişim değildir.Haydi iyi anlatmalar :)

8 Mayıs 2012 Salı

Şeker Pembesi Düşler

Bu çocukluk arkadaşımın yazdığı şiir.Kendisi sınıf öğretmeni döker duygularını,düşüncelerini şiire..Adeta ben yazmazsam kim yontar bu sessizliğimi dercesine yazar.
Bu beni anlatan bir şiir .Bu beni anlatan bir müzik.Bakalım beğenecek misiniz ?

Şeker Pembesi Düşler

Şeker pembesi düşlerin olmalı hayatta
Yüreğine huzur konduran ve bir tebessüm yanağına
Gökyüzünün sonsuz mavisinde kaybolmalı sonra
Bir tek kendini alarak yanına.
Karanlık bir gecede yıldızlar dans etmeli etrafında
Ay gülümsemeli gözlerine bakınca
Şeker pembesi hayaller işte
Her zaman olmalı hayatında.
Sen gülümserken yüreğini görebilmeli dünya
Gerçekler sıktı gel yalanlara kaçalım biraz da.
Kuşlara sevgilerimi taşısın uçurtmam ilk baharda
Şeker pembesi hayaller işte, her zaman olmalı hayatta
Melek kanadı olmalı omuzlarımda, ve elimde bir sihirli sopa
Tüm çocuklara benden elma şekeri ve kağıt helva
Gel dost olalım bana biraz hayal ver polyanna
Yalnız şeker pembesi olmalı hayatımda...
Kübra Karabel / Mayıs 09



EROS

Kısa filmimizin adı “vurdu”.Erosun attığı oklarla alakalı.Aşkı anlatan güzel bir kısa film olmuş.Erosun kazandığı bir hikaye. Anlam bakımından gerçekten insanlara birşeyler ifade eden ve hayattan kareler içeren,içinizi ısıtan bir hikaye.Buyrun o zaman iyi izlemeler.




7 Mayıs 2012 Pazartesi

Bir BAŞARI Öyküsü

‘En büyük başarılar’ güç koşulların içinden çıkıp kendi geleceğini biçimlendiren, kendi yaşam yolunu açan insanların başarılarıdır. Şimdi böyle bir başarıdan söz etmek istiyorum.Haber şu şekilde :


“Hayatındaki tüm imkansızlıklara rağmen dünyanın en iyi üniversitesine kabul edilen genç kızın hikayesi duygulandırdı.
Kendisini arkadaşları ve ailesine bir türlü kabul ettiremeyen 18 yaşındaki Dawn Loggings, vazgeçmek yerine büyük bir başarıya imza atarak Harvard Üniversitesi'ne kabul edildi.

Bir röportajda uyuşturucu kullanan ailesiyle hiçbir zaman anlaşamadığını anlatan Loggings, "Küçükken aileme baktığımda tek görebildiğim ihmal, uyuşturucu, kötü tercihler ve zor bir hayat oldu. O zaman böyle bir hayatımın olmaması için elimden ne gelirse yapmaya karar verdim" şeklinde konuştu.

Ancak ailesiyle geçinmekte zorlanan genç kızın hayatı anneannesine taşınmasıyla daha zor bir hal aldı. Loggings'in bu sefer de hijyen sorunu başladı. "Çöp ev"de yaşadıklarını belirten Loggings, "Kimse duş almam gerektiğini söylemediği için bazen aylarca yıkanmadığım oluyordu. Aynı kıyafeti aylarca giydiğim de oldu" dedi.

Harvard'a kabul edilen genç kıza özel bir burs sağlanacağı, ayrıca kampüste de iş verileceği açıklandı.” 

Öyküye VAY BE dediğinizi duyar gibi oldum.
Bu öyküye ve birçok başarı öyküsüne yakışır bir söz. Henry Ford demiş ki, “dünyadaki en büyük keşif, bir insanın yapabileceğini düşünmediği bir yapabilmesidir.” Dünyada bizi sınırlayan şey, bizim düşüncelerimiz ve bizim kararlı olmayışımızdır.
Kaynak : Milliyet



16 Nisan 2012 Pazartesi

HİKAYENİ PAYLAŞ

zamanehatunlari.com adı çok güzel değil mi ? İnternette öyle kişisel gelişim yazısı arıyordum.Yeniden başlamak adlı bir yazıyı okudum çok çok beğendim.Severim biyografik hikayeleri .Daha gerçekçi geliyor insana ne de olsa yaşanmışlık var. Başladım okumaya sonra siteye girdim,gördümki bu site bir proje kapsamında yapılmış. Bayanların hayata dair hikayelerini paylaştığı bir platform.Aslında kadınlar bloglar aracılığıyla hikayelerini çok başarılı anlatıyorlar.Tabi böyle bir platformun olması ayrı.


45 yıllık profesyonel yöneticilik yapmış Çiler Yıldız ve Binnur Zaimler “zamane hatunları” projesini hayata geçirmişler. Kendilerini şöyle tanıtımaktalar: “Biz iş ve aile yaşamının koşturmacasında kaybolmuş, iş sorumluluklarının altında ezilmiş  bayanlar olmayı değil, hayattan zevk alan, eşiyle, işiyle, arkadaşlarıyla, çocukları ile geçirdiği zamandan zevk alan, fark yaratan bireyler olmayı seçmiştik. Kendimize zaman ayrımaktan hoşlanan, yazan, çizen, hobileri olan, yeni şeyler denemekten bıkmayan, ilişkilere ve arkadaşlıklara değer veren kişilerdik. Profesyonel işlerimizin yanında birimiz astrolog, birimiz hayat koçuyduk. Bizde iş hayatının zorluklarını, bayan olmanın getirdiği farklılıkları, karşılaşılan problemleri yaşamış, ancak bunları çözmenin yollarını bulmuş ve iş hayatında çalışan bir bayan olmanın dezavantaj olmadığını, buna inanmayan zihniyetlerin değiştirilmesini kendimize görev edinmiş kişilerdik.  Ve birşeyler yapmak istiyorduk...”
Çiler  Yıldız ve Binnur Zimler ”hikayeler paylaştıkça değerlenir, sonsuza kadar kalır” diyorlar ve tüm Zamane Hatunlarını hikayelerini ve deneyimlerini paylaşmaya çağırıyor.
Ben henüz hikayemi yazmadım yakında tamamlanır.Biliyorum siz paylaşıyorsunuz bloglarınızda bir hikayenizi de burada paylaşın yahu ;) Unutmadan bu aralar yeni bir şeyler yapmaya çalışan bana hitap eden hikaye buydu : YENİDEN BAŞLAMAK .Mutlaka okuyun derim ben !










13 Nisan 2012 Cuma

KİRLENMEK GÜZELDİR

Bu sabah her haftasonu olduğu gibi TV8'de "Erken Baskı"yı izledim.Harika bir program.Seda Akgül haberleri farklı bir tarzda yorumluyor.Uzman konuklar da davet ediyor.Kısacası eğlenceli hoş bir program.Yarın sabah da bu programa göz atabilirsiniz.

Neyse bir haber dikkatimi çekti.Bilirsiniz gazetelerde yaşam bölümü altında yapılan bilimsel araştırmalara yer verilir.Mesela çay demlemenin püf noktaları,kadın erkek ilişkilerinde yapılması gerekenler vb. Bunların bir çoğuna inanmam ben,gülerim hatta...

Onlardan biri de bu haber.12 yaşından önce yapılacaklar listesi Nationel Trust Vakfı, bilgisayar başından kalkmayan bir çocuğun 12 yaşna gelmeden önce mutlaka yapması gereken 25 hareketi sıraladı.Herşeyi sıralayan araştırmalardan biri daha bu.Tamam yetişkinlere sıralıyorsun da çocuk bu yahu.Bir sıralamaya tabi yaşayabilir mi ? Gerçi her türlü birey bunu yapmalıyım tarzı yaşayamaz.Listeyi neden paylaşmak istedim ? Listede birçoğumuzun küçükken ve hala yaptığımız,belki de vazgeçemediğimiz eylemler var.Buyrun listemiz :


  • Harita ya da pusulayla yön bulmak.
  • İp atlamak.
  • Tepeye tırmanmak.
  • Güneşin doğuşunu ve batışını incelemek.
  • Çamurda oynamak.
  • Adaya gitmek.
  • Ağaça tırmanmak.
  • Balık tutmak.
  • Rüzğârda yürümek.
  • Sahilde midye kabuğu toplamak.
  • Birini kuma gömmek.
  • Dalında koparıp elma yemek.
  • Vahşi hayvanları görmek.
  • Böcekleri incelemek.
  • Şelale görmek.
  • Ağaç dikmek.
  • lamp yapmak.
  • Kartopu oynamak.
  • Bir kuşu elle beslemek.
  • Kumdan kale yapmak.
  • Kanyona binmek.
  • Uçurtma uçurmak.
  • Gölde yüzmek.
  • Yağmurda yürümek.
  • Kelebekleri incelemek.              
Listede beğendiğim eylemler var.Beni doğayla buluşturan her eylem vazgeçilmezimdir.Eklemek istediğim noktalar var bu araştırmaya özellikle biz Türklere özgü.Genelde para kazanmanın  kıymetini anlamaya yönelik hareketler.Simit satmak, pazarda su satmak, tartıçılık yapmak, araba camı silmek, halı yıkatmak, sanayide çıraklık yapmak gibi olmazsa olmazları atlamışlar .İngilizlere bunları da ekleyin listeye desek ne tepki verirlerdi bilmiyorum.

Gelelim sonuca çocuk çocukluğundan özgür bırakıldığı takdirde zevk alır.Hani OMO'nun sloganı var "Kirlenmek Güzeldir". Şunu da biliyorumki zamane çocuğu bilgisayarda harcıyor bir daha kazanılmayacak bu anları.Bizzat 15 tatilde çocukların dışarı çıkma gün sayısına baktım.Koskoca tatilde 2 gün.Karda bile çıkıp oynamadılar.
Ne diyelim umarım yeni nesil ağaca da çıkar,ip de atlar.
Not : Sinek arabasını  kovalamayı küçükken pek yapamadım,içimde kaldı.Bu resmi hoş bir çocukluk anısını hatırlayınız diye koydum :)


17 Şubat 2012 Cuma

GENÇLER DE VAR

Ülkemizde o kadar çok sorun varki arada kalan tek grup GENÇLER oluyor,maalesef.Gündem ışık hızıyla değişiyor. İsveç'te altı ayda yaşananlar, bizde bir günde yaşanıyor… Bir olayı bir gün tartışıp hemen yenisine geçiyoruz. Bazen bu tartışma bir gün bile sürmüyor.Sorunlar hiç çözülmeden ortada kalıveriyor…

Ortada kalan meselelerden biride ülkemizde gençlik hakları. Anayasanın değiştiği şu günlerde gençlere de yer verilir umarım.Anayasada gençlere yönelik sade ve sadece 1 maddecik var.O da şu :

Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Anayasa`nın 58. Maddesi :
Gençliğin Korunması
Devlet, İstiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.
Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.

Bu madde bizim için yeterli değil.Hele ki genç nüfusuyla övünen canım ülkem için.Sosyal sorumluluklarda 0-6 yaş grubuna ağırlık veriliyor.Gençlerin hobilerine yönelik var belki de ben bilmiyorum ya da göremiyorum.Üniversiteye giden genç sosyal olma yolunda şanslı.Ya gidemeyen,kendi dünyasında kalacak olanlar,ifade edemeyecek olanlar köşelerinde kalacak.Aşağıdaki klip düşündürdü bunları .Klibin sonundaki yazılara dikkat 300.000 umutsuz genç var.Kaybolan gençler ise uyuşturucu batağında.Özellikle uyuşturucuyla mücadelede www.zaferercan.com a göz atarsınız.Orada kaybolan pek çok genç örneği görebilirsiniz.

Ülkemde gençlerden neden umutsuz o da bu videoda,bir göz atabilir misiniz ?
http://www.facebook.com/video/video.php?v=10150195075462250&oid=150081565004310 

Her şey anayasada bir madde değil önemli olan icraat !!! Daha umutlu gençliğe !



16 Şubat 2012 Perşembe

O GEMİDE BEN DE OLSAYDIM

Uzay boş bir şişeden dahi daha boş yerlere sahip yer, alan.Boşluklardan boşluk beğen.Uzayda çekim kuvveti yada yerçekimi kuvveti vardır. Ancak bu uzayın bütününün sahip olduğu bir çekim kuvveti değildir.Ancak içerisindeki cisimler birbirleri arasında çekim kuvveti uygulamaktadırlar.
Aşağıdaki videoyu yıllar önce trtde izlemiştim,çok hoşuma gitmişti.Hele astronatın su damlacıklarını ağzına alışına bayıldım.Eğer uzay simülatörü görürsem bu zevkli anları yaşamak için girmek isterim.İyi seyirler ;)


15 Şubat 2012 Çarşamba

GÜNAYDIN

İnsanlar zavallı insanlar, kendilerini çok büyük bilirler; uslanmazlar, yanlış yola sapıp pişman olurlar sonra donup ayni yola yine girerler.

İnsanlar acınası canlılar, gençtirler, hayati sonsuz sanırlar, bir hiç peşinden koşup hayatlarını harcalar, ölüme yaklaşınca pişman olurlar.

İnsanlar zavallılar, mutluluk amaçken, bunun çok geç farkına varırlar, sonra geç fark ettiklerine yanarlar.

Etrafınız (gizli veya açık) yanan insanlarla dolu. Üzüntüyle yanan, pişmanlıkla yanan, depresyon ile yanan, kendini aldatarak yanan.

Herkesin doğrusu farklı, 7 Milyar insan, 7 Milyar farklı doğru.. Ama ortak doğru tektir, adi mutluluk peşinden koşmak olan.

Hayatınızda sağlık dışında üzüldüğünüz ne varsa, bugün itibari ile terk edin. Bir kez olsun içinizdeki yangına dur deyin.

Prof.Özgür Demirtaşın bu cümleleriyle GÜNAYDIN \ o /

6 Şubat 2012 Pazartesi

GÖRME ENGELLİLERE DESTEK

Ülkemizde tam 700.000 görme engelli vatandaşımız var. Bu kişilerin neredeyse 500.000 binden fazlası sonradan görme yeteneğini yitiren yani önceden renkleri bilen kişiler. Görme engelli kişiler için renkleri ayırt edebilen bazı cihazlar üretilmiş olsa da çok pahalılar.Günlük hayatlarında onlara renkleri ayırt ettirebilecek ve ekonomik olan bir uygulama bulunmuyor. İşte çözüm: Jotun Boya sponsorluğunda Altı Nokta Körler Derneği, görme engelli vatandaşlara ücretsiz olarak bu uygulamayı veriyor.
 


www.renklerherkesicindir.com daki filmi izleyerek bir görme engellinin hayatına renkler katabilirsiniz.Bu film her izlendiğinde bir görme engelli çevresindeki renkleri öğrenebileceği özel bir yazılıma ücretsiz kavuşuyor.Jotun Boyanın desteği sayesinde siz de onlardan birine renkleri armağan edebilirsiniz.Derneğin İstanbul Şube Başkanı Murat Demirok’un da filmde dediği gibi: “Lütfen bu filmi paylaşın,daha fazla insan duysun,daha fazla insan bu imkandan yararlansın”.

5 Şubat 2012 Pazar

DÜNYA NUTELLA GÜNÜ

İlk defa 1942 yılında Ferrero’nun kurucusu pasta ustası Mr.Pietro Ferrero tarafından yaratılan Nutella, zaman içerisinde tüm dünyada tüketilen ve sevilen markalardan biri haline geldi. Günümüzde dünya genelinde senelik 600 milyon kavanozluk tüketim hacmi ile Nutella özellikle kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olurken, en kaliteli Türk fındıklarının ve özel kakaosunun yarattığı benzersiz formülü ile kalite ve lezzetini sağlıklı cam kavanozu içerisinde 7’den 70’e herkese ve tüm sofralara taşıyor.


Ben de Nutellacılardanım, bana göre kutlanması gerekli birgün değil açıkçası. Fakat 5 Şubat  Dünya Nutella günü takvimlerde yerini almış bile.Bizim ülke bu yıl, yani bugün bir alışveriş merkezinde kutladılar.Haberleri merak ediyorum doğrusu, nasıl kutlandı ? Yarın görürüz bültenlerde .Sizi nutella şiiriyle başbaşa bırakıyorum :)

bugün 5 şubat
markette nutellayı sepete at
sevgilin kıskanırsa seni
onu camdan aşağı at

nutella sürdüm her yanıma
sevdiceğim hele gel yanıma
daha bi mutlu olacağım
tek maçtan yatmasa iddaa
                                       Ekşi Sözlük




SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI

Sosyal medya toplumsal yaşamımızın hızla ayrılmaz bir parçası haline geldi.Bilgisayar kullanmayı bilen hemen her yaştan kişinin temel ilgi alanı “sosyal medya” .Kişiler sosyal medyayı farklı farklı kullanmaktadır.Sosyal medyanın en önemli özelliği bireylerin kendilerini başkalarına açık bir şekilde ifade edebilmesidir.Bazı insanlar maalesef bunu bağımlılık dercesine getirebilmekte, tabi kişinin buna eğimi de önemli.Bir araştırmaya göre :

 Birkaç yıl geriye gidildiğinde ilk olarak internet bağımlılığı fikri ortaya atıldığında çoğu kesim bu fikri dikkate almayıp espiri konusuna bile çevirdi ama şimdi durumun vaziyetinin apaçık ortada olduğu inkar edilemez bir boyut aldı.

Sosyal medya bağımlılığının rutin ilişkiler üzerinde ciddi etkileri görülmekte. Dr. Oz sık sık sosyal medya platformlarının kullanımında bulunan gençlerin sosyal medya bağımlılıklarının uyuşturucu ve alkol kullanımı bağımlılığının yüzdesini geçtiğini belirtmekte. Ayrıca The Wall Street Journal, ciddi olarak kanıtlanmadığını vurgulayarak dünya genelindeki boşanmaların 1/5’inin Facebook yüzünden olduğunu belirtmekte.
Sosyal medya bağımlılığının 6 işareti;

•    Sabah kahve içerken, duş almadan önce vs ilk iş olarak Facebook kontrol edildi mi?
•    İş arkadaşlarınızın yanında bilgisayarınızı açtığınızda ilk kurduğunuz cümle “Ne kadar zamandır Facebook, Digg ve Twitter… hesaplarımı kontrol edemedim!” mi oluyor?
•    Tatile gittiğinizde sosyal medya hesaplarınızı kontrol edemediğinizden dolayı bir şeylerin eksik olduğu hissine mi kapılıyorsunuz?
•    Gece yarısı uyanıp Twitter’da sizden bahsedilip bahsedilmediğini mi kontrol ediyorsunuz?
•    Çevrenizdeki kişilerle sosyal ağ platformlarında daha fazla mı iletişime geçiyorsunuz?
•    Arkadaşlarınızın Facebook sayfalarının duvarları sizin göndermiş olduğunuz yazılarla mı dolu?

Burada ekstra olarak değinmemiz gereken konu sosyal medyaya sadece kendi işiniz dolayısıyla mı bağımlı olduğunuz… Bunun haricinde eğer sosyal medya platformlarından ayrı kalamıyorsanız size önerimiz olan Freedom gibi bir internete bağlantıyı engelleyici araçlar kullanmanız olacaktır.

Facebookta sosyal medya tv'nin sayfasında bu videoyu gördüm çok şaşırdım, dalga mı geçiyorlar diye. Hayır dalga geçmiyorlar.İngilterede sosyal medya bağımlıları tedavi merkezi var.Videoya dikkat edin adamları sarılmayı unutmuşlar.


Ben blog kullanacılarının nitelikli zamanlar geçirdiğine inanıyorum.Allah korusun bu bağımlılıktan , danamamak gerekir.





31 Ocak 2012 Salı

Kamu Spotları Etkili Mi ?


Bugünlerde kamu spotlarının ne kadar etkili olduğu  hakkında bir yazı okumuştum.Şimdilerde kamu spotları inanılmaz şekilde internet ortamında tiye alınıyor.İçlerinde beğendiklerim yok değil.Beğendiğime örnek : "ADSL pişmanlıktır".Kamu spotları tv kanalları tarafından es geçiliyor sanırım.Sabah 6 ile 7 saatleri arasında yayında görüyorum.Bu bana es geçmek gibi geldi.Akşamları verilemiyor reklam parası meselesi. Bu kamu spotlarının ortak yanı, korku üzerinden duyarlılık oluşturmaya çalışmaları. Hepsinde insanların psikolojisini derinden etkileyecek bir örnek gösteriliyor. Çözüm içinse aranması gereken bir telefon numarası ya da bağış yapılabilecek bir hesap numarası veriliyor.

Kamu spotu; kamu yararına, sivil toplum kuruluşları ya da bakanlıklar tarafından hazırlanan ve televizyon kanallarında ücretsiz yayınlanan reklam demek. Yani eskinin eğitici programları, bugün kamu spotu olarak karşımızda.

Günümüzde tiye alınan kamu spotları reklamları eskilerde 80lerde,90larda nasıldı ?Googlede aramaya başladım “Bay Doğru Ahmet ve Bayan Yanlış”a ulaştım.


Videoya baktığımda topluma sorumlu vatandaşlar kazandırmak için yapılan eğitici film tarzında.Biraz ütopik buldum açıkçası.Yere çöp atan bir insanı uyaran kişiler , günümüzde hastanelik olabilir,elinde bıçakla bankta oturan kişiye sıkıysa ikaz et.Bu filmler etkili oldu mu bilmem, o dönemleri görmedim.Şöyle bir ekşi sözlükteki yorumlara baktığımda çok beğenilmiş.Hatt facebookta “Bay Doğru Ahmet ve Bayan Yanlış” sayfası bile kurulmuş.

Devlet tarafından hazırlanan bu "eğitici programlar"ı incelediğimizde, önceden daha çok görgü ve genel toplum kurallarının konu alındığını, bugünse sağlık, güvenlik gibi konulara yoğunlaşıldığını görüyoruz. Zamanla daha ciddi reklamların yapıldığı ve mesajın doğrudan verildiği de bir diğer fark. İlk yıllarda esprilerin arasına serpiştirilen uyarılar, artık direkt söyleniyor. Bugünkü "Sigara pişmanlıktır" serisinde, Lösev ya da ürün güvenliğini konu alan kamu spotlarında olduğu gibi

Günümüzden örnek Ürün Güvenliği kamu spotuna baktığımda hiç beğenmediğimi söylemek isterim.Ürün güvenliği konusunda dünyada CE sertifikasyonu varken , sen bakanlık olarak bunun güvenliğini sağlayamıyorsan ben vatandaş olarak nasıl sağlayabilirim? Güvenliğine dikkat etmeyen bir insan alır bu malı sen uyarsan ne olur? 

Ben çok konuştum uzman görüşüne bakarsak ; Marketing Türkiye Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Günseli Özen Ocakoğlu, öğretmen edasıyla uyarıda bulunan bu tarz reklamlardan kendisinin de izleyicilerin de hoşlanmadığını ifade ediyor. Ona göre kamu spotları daha neşeli, reklam tadında ve hatta ünlü simalarla çekilerek yapılırsa çok daha fazla izlenir ve etkili olur.
Peki, kadına şiddet konusunda bir reklam hazırlanacak olsa, sorunu neşeli ya da esprili öğelerle anlatmak mümkün olur mu? Biraz zor. Hatta böyle bir reklam fazlasıyla eleştiri bile alabilir. Bu durumda yapılması gerekeni Ocakoğlu şöyle özetliyor: "Elbette ki bu tarz bir mevzuya ciddi yaklaşmak gerekir. Ama o kadar çok olumsuz gündemimiz var ki... Bu yüzden şimdiki kamu spotlarında olduğu gibi yalnızca problemi ortaya koymak yerine çözüme odaklanmalıyız."

Ödüllü kamu spotu ile hoşça kal diyeyim ben .Verdiği mesajı çok beğendim : "Gülümse bebek, gün gelecek herkes sana insan diyecek “ !









22 Ocak 2012 Pazar

TELEFONLAR MASAYA YOKSA...

Aynı masada oturup da sürekli telefonlarla uğraşmaktan doğru dürüst sohbet edememek hepimizin sorunu. Çare eğlenceli bir oyun: Telefon Yığmak! Bu trendde cihazlar yemek bitene kadar masanın ortasına konuyor ve sabredemeyip telefonuna ilk elini atan hesabı ödüyor.

Akıllı telefonlar hayatımızı kolaylaştırdı. Artık sokaktan bile fotoğraf paylaşabiliyor, Amerika'da sevdiğimiz bir yazarın makalesini yayınlandığı anda okuyabiliyoruz. Ama hayatımıza giren her yeni şeyin artıları olduğu gibi eksileri de var. Mesela, en son ne zaman bir arkadaş grubuyla yemeğe çıkıp kesintisiz muhabbet edebildiniz? Sürekli çalan telefonlara, gidip gelen SMS'lere, mail, Twitter, Facebook iletileri de eklenince iki lafın belini kırmak imkansız hale geldi. İnsanlar daha mekana girdiği anda Foursquare'den 'check-in' yapıp bir de üstüne tweet atıyor. Yemek yerken göz ucuyla sürekli sosyal medyadaki son güncellemeler takip ediliyor. Kim kiminle nerede? Acaba Panpiş yeni fotoğraf paylaştı mı? Gideceğimiz gece kulübü kalabalık mı? Facebook'a son yüklediğim fotoğrafa kim, ne yorum yapmış... Sonuç: Aynı masada toplanmış ama birbirinin yüzünden çok telefon ekranına bakan insanlar...
Bu durum sadece bizim değil, bütün medeni alemin bir sorunu. Çözüm de Amerika'dan geldi: Phone Stacking, yani 'Telefon Yığmak' trendi. Kuralı basit: En azından arkadaşlarınızla birlikteyken mobil iletişimden kopun diye yemek boyunca bütün telefonlar masanın ortasına yığılıyor. Yemek bitene kadar telefonu kontrol etmek, gelen çağrıyı cevaplamak yasak. Çünkü boş bulunup telefona elini atan ilk kişi hesabı ödüyor.
Amerikan GetKempt sitesinden çıkan bu öneri aslında bir bakıma sabrınızı ve mobil bağımlılığınızı da ölçüyor. Telefon çalsa da, SMS ve mailler gelse de, "X seni etiketledi" veya "Y fotoğrafına yorum yaptı" gibi klasik Facebook bildirimleri düşse de, kendinizi tutacaksınız ve eliniz telefona gitmeyecek. Eğer kimse telefonunu açmazsa herkes kendi yediğini içtiğini ödüyor. Gayet adil değil mi? Arkadaşlık bağlarının güçlenmesi de cabası.

15 Ocak 2012 Pazar

DÜNYA OLUŞTURUCUSU


Gelişen teknoloji ve değişen dinamikler; insanın işini, hobisini, iletişimini değiştirdiği gibi şüphesiz duygusal hayatını da etkiliyor Merak ettim teknik kısmına baktım çekimleri 1 gün, 3d animasyon ve post prodüksiyon aşamaları 2 yılda tamamlanmış. İyiki de yapılmış, insan uzun matrajlı bir film usülü izleyebiliyor.Ne diyeyim harikaydı .İzlenimlerinizi bekliyorum arkadaşlar .Özellikler ÇİÇEK hakkında konuşalım :)